İnsansız hava araçları (İHA) son yıllarda savaş alanlarının en dikkat çekici teknolojilerinden biri hâline geldi. Rusya-Ukrayna Savaşı ve İkinci Dağlık Karabağ Savaşı gibi çatışmalar, İHA'ların askerî kapasite açısından ne kadar önemli olabileceğini açık biçimde gösterdi. Ancak İHA teknolojilerinin yükselişi yalnızca askerî dengelerle ilgili değil. İHA'lar aynı zamanda giderek büyüyen bir uluslararası ticaret ve teknolojik rekabet alanı oluşturuyor.
Bu noktada önemli bir soru ortaya çıkıyor: Bir ülkeyi küresel İHA pazarında rekabetçi yapan nedir?
İleri teknoloji üretmek, yüksek Ar-Ge harcaması yapmak veya büyük bir savunma bütçesine sahip olmak tek başına yeterli mi? Yoksa İHA pazarındaki rekabet, ürünlerin teknolojik özelliklerine göre farklı bir yapı mı gösteriyor?
Prof. Dr. Üzeyir Aydın ile gerçekleştirdiğimiz yakın tarihli çalışmamızda bu soruları 20 önemli İHA ihracatçısı üzerinden inceledik. Bulgularımız, küresel İHA ticaretindeki rekabetin ilk bakışta göründüğünden daha karmaşık olduğunu gösteriyor.
Önce bir ayrım: Hangi İHA ürün gruplarından söz ediyoruz?
Uluslararası ticaret verilerinde ürünler Harmonized System (HS) olarak adlandırılan uluslararası ürün sınıflandırma sistemi kapsamında kodlanmaktadır. Bu yazıda ele alınan İHA ticareti de çalışmamızda kullandığımız iki HS ürün grubu üzerinden değerlendirilmektedir:
HS 880220: Boş ağırlığı 2.000 kilogramı aşmayan uçak ve diğer hava araçları.
HS 880230: Boş ağırlığı 2.000 kilogramın üzerinde, ancak 15.000 kilogramı aşmayan uçak ve diğer hava araçları.
Bu ayrım yalnızca teknik bir sınıflandırma değildir. Araştırma sonuçları, ülkelerin uluslararası rekabet gücünün bu iki ürün grubunda önemli ölçüde farklılaşabildiğini göstermektedir.
İHA Ticaretinde Tek Bir Rekabet Yarışı Yok
Küresel İHA pazarını değerlendirirken yapılabilecek önemli hatalardan biri bütün İHA'ları aynı ürün grubu içerisinde düşünmek.
Oysa farklı ağırlık ve teknoloji kategorilerindeki İHA'larda ülkelerin rekabet konumları ciddi biçimde değişebiliyor.
Çalışmamızda incelediğimiz 880220 ürün grubunda Slovakya, Türkiye, Yeni Zelanda, Slovenya, Çekya, İtalya, İsrail, Avusturya, Almanya ve Çin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip ülkeler arasında yer alıyor.
880230 grubuna geçtiğimizde ise tablo değişiyor. Bu kez Fransa, İsviçre, Kanada, Brezilya ve İsrail karşılaştırmalı üstünlük gösteriyor.
Buradaki önemli nokta ülke listesinin kendisinden çok bize söylediği şey:
Bir ülkenin İHA sektöründe rekabetçi olması, bütün İHA segmentlerinde aynı derecede rekabetçi olduğu anlamına gelmiyor.
Dolayısıyla küresel İHA pazarını tek bir yarış olarak değil, farklı teknolojik ve ürün segmentlerinde gerçekleşen birden fazla rekabet alanı olarak düşünmek daha doğru olabilir.
Teknoloji Önemli, Ama Hikâye Bundan İbaret Değil
Yüksek teknolojili bir sektörden söz ettiğimiz için ilk akla gelen faktörlerden biri doğal olarak Ar-Ge.
Gerçekten de araştırmamızda Ar-Ge harcamaları ile rekabet gücü arasında anlamlı bir ilişki bulduk. Ancak ilginç olan, bu ilişkinin iki ürün kategorisinde aynı yönde olmaması.
Ar-Ge harcamalarının GSYH içerisindeki payındaki artış 880220 grubunda rekabet gücüyle pozitif, 880230 grubunda ise negatif ilişkili çıktı. Benzer farklılık siyasi istikrar ve NATO üyeliğinde de görülüyor: Her iki değişken 880220'de negatif, 880230'da ise pozitif ilişki gösteriyor. Askerî harcamaların etkisi ise 880220'de negatifken 880230'da istatistiksel olarak anlamlı değil. Reel döviz kuru açısından da anlamlı bir etki tespit edilmedi.
Bu sonuçlar önemli bir noktaya işaret ediyor:
Teknoloji yoğun sektörlerde dahi rekabet gücünün belirleyicileri ürün segmentine göre değişebiliyor.
Dolayısıyla “Ar-Ge harcamalarını artırmak rekabet gücünü artırır” veya “yüksek savunma harcaması daha rekabetçi bir savunma sanayii yaratır” gibi doğrusal çıkarımlar yapmak her zaman doğru olmayabilir.
Özellikle daha karmaşık ve maliyetli ürünlerin uluslararası ortaklıklar ve ortak finansman modelleriyle üretilebilmesi, ülkelerin tek başına gerçekleştirdikleri Ar-Ge harcamaları ile ihracat rekabeti arasındaki ilişkiyi de değiştirebilir. Çalışmamızda 880230 grubundaki sonuçları açıklarken üzerinde durduğumuz olasılıklardan biri de bu.
İHA Rekabeti Neden Ekonomi Açısından Önemli?
İHA sektörünün önemini yalnızca ihraç edilen hava araçlarının değeri üzerinden değerlendirmek de eksik kalabilir.
Çünkü İHA üretimi tek başına gelişen bir teknoloji değil. Robotik sistemlerden bataryalara, navigasyon teknolojilerinden ileri elektronik sistemlere kadar birçok alanla bağlantılı.
Dolayısıyla İHA teknolojisine yapılan yatırımların başka sektörlere yayılan teknolojik etkiler oluşturması mümkün. Yeni üretim ve istihdam alanlarının ortaya çıkması, teknolojik kapasitenin gelişmesi ve ithalata bağımlılığın azalması da bu sürecin ekonomik sonuçları arasında değerlendirilebilir.
Bu nedenle küresel İHA rekabetini yalnızca bir savunma sanayii yarışı olarak görmek yerine, aynı zamanda yüksek teknoloji üretme ve bunu uluslararası rekabet avantajına dönüştürme yarışı olarak değerlendirmek gerekiyor.
Türkiye Bu Rekabetin Neresinde?
Türkiye'nin son yıllarda İHA teknolojilerinde elde ettiği ilerleme, ülkenin küresel savunma sanayii içerisindeki konumuna yönelik ilgiyi de artırdı.
Ancak ticaret verileri Türkiye açısından daha nüanslı bir tablo ortaya koyuyor.
Araştırmamızda Türkiye'nin 880220 ürün grubunda karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğunu, buna karşılık 880230 grubunda aynı avantajı gösteremediğini bulduk. Türkiye'nin zaman içerisindeki performansı da bu ayrımı destekliyor: 880220'de rekabet gücü artarken 880230'da geriliyor.
Ülkeler arası karşılaştırmalar da benzer bir sonuç ortaya koyuyor. Türkiye 880220 grubunda önde gelen beş ihracatçıya kıyasla daha yüksek göreli ihracat performansı gösterebilirken, 880230 grubunda incelenen dönemin hiçbir noktasında aynı sonucu elde edemiyor.
Bu fark Türkiye'nin mevcut İHA ürün portföyüyle de ilişkili olabilir. Çalışmamızda verdiğimiz örneklerden Bayraktar TB2 yaklaşık 650 kg, TB3 1.450 kg ağırlığındayken, daha ağır kategoride yer alan Akıncı yaklaşık 5.500 kg ağırlığında. Türkiye'nin ürün portföyünün ağırlıklı olarak ilk kategori içerisinde yoğunlaşması, ticarette ortaya çıkan farklılaşmanın anlaşılmasına yardımcı oluyor.
Dolayısıyla Türkiye açısından sorulması gereken soru yalnızca “Türkiye İHA sektöründe rekabetçi mi?” olmamalı.
Daha anlamlı soru şu olabilir:
Türkiye belirli İHA segmentlerinde oluşturduğu rekabet avantajını daha ileri ve yüksek katma değerli ürün segmentlerine taşıyabilir mi?
Rekabet Avantajı Nasıl Kalıcı Hâle Gelebilir?
İHA sektöründe bugünkü rekabet avantajının gelecekte de devam edeceğinin garantisi yok. Teknolojik değişimin hızlı olduğu sektörlerde mevcut üstünlüğün korunması, sürekli yeni teknolojik yetenekler geliştirilmesini gerektiriyor.
Türkiye açısından da iki farklı strateji ortaya çıkıyor.
Güçlü rekabet konumunun bulunduğu 880220 grubunda Ar-Ge yatırımlarının devam ettirilmesi, yerli tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi, teknolojik yeteneklerin korunması ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi önem taşıyor.
Görece zayıf olunan 880230 grubunda ise yüksek katma değerli üretim kapasitesinin geliştirilmesi; ileri itki sistemleri, aviyonik ve otonom sistem teknolojilerine yatırım yapılması ve teknoloji transferi ile bilgi birikimini destekleyebilecek uluslararası ortaklıkların geliştirilmesi daha önemli hâle geliyor.
Aslında Türkiye örneği daha genel bir meseleyi de gösteriyor: Yüksek teknolojili bir sektöre girmek ile o sektörün bütün segmentlerinde kalıcı bir rekabet avantajı oluşturmak aynı şey değil.
İHA pazarındaki küresel yarışın bundan sonraki aşamasında da muhtemelen yalnızca hangi ülkenin daha fazla üretim yaptığı değil, hangi ülkelerin teknolojik yeteneklerini daha ileri ürün gruplarına taşıyabildiği belirleyici olacak.
Bu yazı, Prof. Dr. Üzeyir Aydın ile birlikte gerçekleştirdiğimiz araştırmanın bulgularından hareketle hazırlanmıştır. Araştırmanın yöntem, veri ve ekonometrik sonuçlarına ilişkin ayrıntılar için yayımlanan çalışmaya ulaşabilirsiniz:
Ateş, E., & Aydın, Ü. (2026). Determining the factors affecting competitiveness in unmanned aerial vehicle trade. Turkish Journal of Unmanned Aerial Vehicles, 8, 1943356. DOI: 10.51534/1943356
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder