23 Temmuz 2026 Perşembe

Türkiye'de İhracat Artarken İthalat Neden Artıyor? TÜİK Verileriyle Bir Analiz

Haziran 2026 dış ticaret verileri bize ne söylüyor?

Haziran 2026'da Türkiye'nin ihracatı geçen yılın aynı ayına göre %21,9 artarak 24,94 milyar dolara, ithalatı ise %23,1 artarak 35,32 milyar dolara ulaştı. Ocak–Haziran döneminde ise ihracat %3,6, ithalat ise %4,6 arttı.

İlk bakışta şu soru akla geliyor:

- İhracat artıyorsa ithalat neden aynı anda artıyor?

Birçok kişi ihracat ile ithalatı birbirinin alternatifi olarak düşünür. Oysa Türkiye gibi üretim yapısında ithal girdilerin önemli yer tuttuğu ekonomilerde bu iki değişken çoğu zaman birlikte hareket eder.

Bu yazıda, 2021–2025 dönemine ait aylık dış ticaret verilerini kullanarak bu ilişkiyi basit istatistiksel analizlerle incelemeye çalışıyorum.

20 Temmuz 2026 Pazartesi

Reshoring Nedir?


Küreselleşmenin hız kazandığı 1990'lı ve 2000'li yıllarda birçok şirket, düşük iş gücü maliyetlerinden yararlanmak amacıyla üretim faaliyetlerini başta Çin olmak üzere Asya ülkelerine taşıdı. Bu süreç literatürde offshoring olarak adlandırılmaktadır.

Ancak son yıllarda pandemi, jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri krizleri, artan nakliye maliyetleri ve stratejik sektörlerde yaşanan arz güvenliği sorunları, şirketlerin üretim stratejilerini yeniden gözden geçirmelerine neden oldu. Bu dönüşümün en dikkat çekici kavramlarından biri ise reshoring oldu.

Kısaca ifade etmek gerekirse, reshoring; daha önce yurt dışına taşınan üretim faaliyetlerinin yeniden şirketin kendi ülkesine geri getirilmesini ifade eder.


Reshoring Neden Ortaya Çıktı?

Reshoring eğiliminin arkasında yalnızca ekonomik nedenler bulunmuyor. Son yıllarda küresel ticaretin karşı karşıya kaldığı riskler şirketleri daha dayanıklı üretim modellerine yönlendirdi.

Başlıca nedenler şunlardır:

  • COVID-19 döneminde yaşanan tedarik zinciri kesintileri
  • Çin–ABD stratejik rekabeti
  • Artan jeopolitik belirsizlikler
  • Nakliye maliyetlerindeki yükseliş
  • Kritik sektörlerde arz güvenliği ihtiyacı
  • Otomasyon sayesinde iş gücü maliyetinin öneminin azalması
  • Devletlerin yerli üretimi teşvik eden sanayi politikaları

Özellikle yarı iletkenler, savunma sanayii, ilaç, batarya teknolojileri ve kritik mineraller gibi stratejik sektörlerde reshoring politikaları daha belirgin hale gelmiştir.


Reshoring, Nearshoring ve Friendshoring Arasındaki Fark

Bu üç kavram çoğu zaman birlikte kullanılsa da aynı anlama gelmez.

KavramTemel Amaç
NearshoringÜretimin coğrafi olarak yakın ülkelere taşınması
FriendshoringÜretimin siyasi ve ekonomik olarak güvenilir ülkelere kaydırılması
ReshoringÜretimin yeniden şirketin kendi ülkesine geri getirilmesi

Dolayısıyla reshoring, üretimin tamamen ülke içine dönmesini ifade ederken; nearshoring ve friendshoring üretimin yurt dışında kalmaya devam ettiği ancak yeni bir ülkeye taşındığı stratejileri ifade etmektedir.


Reshoring Örnekleri

Son yıllarda birçok ülke stratejik sektörlerde reshoring politikalarını desteklemektedir.

Örneğin;

  • ABD'nin yarı iletken üretimini ülke içine çekmeye yönelik teşvikleri,
  • Avrupa Birliği'nin kritik teknolojilerde üretim kapasitesini artırmaya yönelik sanayi politikaları,
  • Japonya'nın şirketlere üretimi ülkeye geri taşımaları için sağladığı destek programları,

reshoring eğiliminin somut örnekleri arasında gösterilebilir.


Avantajları

Reshoring stratejisinin işletmeler açısından önemli avantajları bulunmaktadır.

  • Tedarik zinciri risklerinin azalması
  • Teslim sürelerinin kısalması
  • Kalite kontrolünün kolaylaşması
  • Stratejik sektörlerde arz güvenliğinin güçlenmesi
  • İstihdamın desteklenmesi
  • Yerli sanayinin gelişmesine katkı sağlaması

Dezavantajları

Bununla birlikte reshoring her sektör için uygun bir çözüm değildir.

Başlıca dezavantajları şunlardır:

  • İş gücü maliyetlerinin yüksek olması
  • Yeni yatırım gereksinimi
  • Üretim maliyetlerinde artış
  • Rekabet gücünün azalabilmesi
  • Bazı sektörlerde gerekli ara malı ekosisteminin henüz oluşmamış olması

Bu nedenle şirketler reshoring kararını maliyet, verimlilik ve stratejik riskleri birlikte değerlendirerek almaktadır.


Türkiye Açısından Ne Anlama Geliyor?

Reshoring doğrudan Türkiye'ye üretim çekmek anlamına gelmemektedir. Ancak küresel şirketlerin üretim ağlarını yeniden yapılandırdığı bu dönemde Türkiye için önemli fırsatlar ortaya çıkmaktadır.

Özellikle Avrupa pazarına yakınlığı, gelişmiş üretim altyapısı ve güçlü lojistik bağlantıları sayesinde Türkiye bazı sektörlerde hem nearshoring hem de friendshoring stratejilerinden yararlanabilecek ülkeler arasında değerlendirilmektedir.

Öte yandan Türkiye'nin kendi stratejik sektörlerinde üretim kapasitesini artırmaya yönelik politikaları da belirli alanlarda reshoring yaklaşımıyla örtüşmektedir.


Sonuç

Reshoring, yalnızca üretimin ülkeye geri dönmesini ifade eden teknik bir kavram değildir. Aynı zamanda küresel ekonomide verimlilik odaklı üretim modelinden güvenlik, dayanıklılık ve stratejik özerklik odaklı yeni bir üretim anlayışına geçişin önemli göstergelerinden biridir.

Günümüzde şirketler artık yalnızca "En ucuz nerede üretirim?" sorusunu değil, aynı zamanda "En güvenli ve en sürdürülebilir nerede üretirim?" sorusunu da sormaktadır.

Reshoring tam da bu dönüşümün merkezinde yer alan kavramlardan biridir.

13 Temmuz 2026 Pazartesi

Friendshoring Nedir?



1. Friendshoring Nedir?

Friendshoring, şirketlerin veya ülkelerin üretim, yatırım ve tedarik zincirlerini jeopolitik açıdan güvenilir ve siyasi olarak dost kabul edilen ülkelerde yoğunlaştırması stratejisidir.

Bu yaklaşımda temel amaç yalnızca maliyet avantajı sağlamak değil; aynı zamanda tedarik zincirini jeopolitik risklere karşı daha dayanıklı hâle getirmektir.


2. Friendshoring Kavramı Nasıl Ortaya Çıktı?

Kavram özellikle;

  • COVID-19 salgını,
  • ABD-Çin stratejik rekabeti,
  • Rusya-Ukrayna Savaşı,
  • kritik mineraller ve yarı iletkenlerde yaşanan arz sorunları

sonrasında önem kazandı.

2022 yılında dönemin ABD Hazine Bakanı Janet Yellen'ın yaptığı konuşma, friendshoring kavramının küresel ölçekte yaygınlaşmasında önemli bir dönüm noktası oldu.


3. Friendshoring Nasıl Çalışır?

Şirketler;

❌ En ucuz ülkeyi seçmek yerine

✅ Politik açıdan güvenilir ülkeleri tercih eder.

Örneğin;

ABD

Meksika, Kanada, Güney Kore, Japonya, Vietnam gibi müttefik ülkelerde üretimi artırmayı tercih edebilir.


4. Friendshoring ile Nearshoring Arasındaki Fark

NearshoringFriendshoring
Coğrafi yakınlık önemlidir.      Politik yakınlık önemlidir.
Lojistik maliyetlerini azaltmayı hedefler.      Jeopolitik riskleri azaltmayı hedefler.
Mesafe ön plandadır.      Güven ön plandadır.

Bir ülke hem nearshoring hem de friendshoring kapsamında değerlendirilebilir.


5. Avantajları

  • Tedarik zincirinin daha dayanıklı hâle gelmesi
  • Jeopolitik risklerin azalması
  • Kritik ürünlerde arz güvenliğinin artması
  • Uzun vadeli ticaret ilişkilerinin güçlenmesi

6. Dezavantajları

  • Üretim maliyetlerinin artabilmesi
  • Ticaret ortaklarının daralması
  • Küresel verimlilikte azalma riski
  • Dünya ticaretinde bloklaşmayı hızlandırabilmesi

7. Türkiye Açısından Ne İfade Ediyor?

Türkiye;

  • Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği ilişkisi,
  • NATO üyeliği,
  • gelişmiş sanayi altyapısı,
  • Avrupa pazarına yakınlığı

sayesinde friendshoring stratejisinden fayda sağlayabilecek ülkeler arasında gösterilmektedir.

Ancak bu potansiyelin değerlendirilebilmesi için;

  • yatırım ortamının güçlendirilmesi,
  • hukuki öngörülebilirliğin artırılması,
  • lojistik altyapının geliştirilmesi,
  • yüksek teknoloji üretiminin desteklenmesi

büyük önem taşımaktadır.


8. Sonuç

Friendshoring, küresel ticarette yalnızca maliyet odaklı üretim anlayışından uzaklaşılarak güven, jeopolitik uyum ve ekonomik dayanıklılığı önceleyen yeni bir yaklaşımı ifade etmektedir. Önümüzdeki yıllarda özellikle kritik teknolojiler, enerji, yarı iletkenler ve stratejik mineraller gibi alanlarda bu yaklaşımın etkisinin daha da artması beklenmektedir.


📚 İleri Okuma

  • Janet Yellen (2022), Remarks on the Way Forward for the Global Economy.
  • WTO (2023), World Trade Report.
  • IMF (2023), Geoeconomic Fragmentation and the Future of Multilateralism

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Kapalı Bir Sınırın Ekonomik Maliyeti: Türkiye-Ermenistan Normalleşmesi Ticarette Ne Değiştirebilir?


1. Tarihsel Arka Plan

Türkler ve Ermeniler, yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada birlikte yaşamış iki halktır. Osmanlı Devleti döneminde Ermeniler için kullanılan Millet-i Sadıka (Sadık Millet) ifadesi, iki toplum arasındaki ilişkilerin uzun bir dönem boyunca istikrarlı bir şekilde sürdüğünü göstermesi bakımından önemlidir. Ancak 19. yüzyılın sonlarından itibaren yükselen milliyetçilik hareketleri, Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan tehcir ve savaş koşullarında meydana gelen trajik olaylar, iki toplum arasındaki ilişkilerin derin biçimde bozulmasına yol açmıştır.

Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye ile Ermenistan arasında yaşanan askeri çatışmalar, 1920 yılında imzalanan Gümrü Antlaşması ile sona ermiş, daha sonra 1921 tarihli Moskova ve özellikle Kars Antlaşmaları ile Türkiye-Ermenistan sınırı bugünkü hukuki çerçevesine kavuşmuştur. Ermenistan'ın aynı yıl Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne (SSCB) katılmasıyla birlikte iki ülke arasındaki doğrudan ilişkiler uzun yıllar kesintiye uğramıştır.

Ermenistan, 1991 yılında SSCB'nin dağılmasıyla yeniden bağımsızlığını kazanmıştır. Türkiye, Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkeler arasında yer almıştır. Ancak kısa süre sonra patlak veren Birinci Dağlık Karabağ Savaşı sırasında Ermenistan'ın Azerbaycan'ın uluslararası alanda tanınan topraklarında ilerlemesi ve 1993 yılında Kelbecer'i kontrol altına almasının ardından Türkiye, Azerbaycan ile dayanışma politikası doğrultusunda Ermenistan ile olan kara sınırını kapatma kararı almıştır. Bu tarihten itibaren iki ülke arasında diplomatik ilişkiler tesis edilememiş, doğrudan kara ulaşımı dururken ekonomik ilişkiler ise büyük ölçüde üçüncü ülkeler üzerinden yürütülmeye başlanmıştır.

1.1 İlişkilerin Normalleştirilmesi Çabaları

Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik girişimler bugüne kadar iki temel dönemde yoğunlaşmıştır.

İlk normalleşme süreci, 2005 yılında dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'a gönderdiği mektupla başlamıştır. Erdoğan, mektubunda 1915 olaylarının ortak bir tarih komisyonu tarafından incelenmesini ve her iki ülkenin arşivlerinin araştırmacılara açılmasını önermiştir. Koçaryan ise buna karşılık, tarihî meselelerin çözümünün diplomatik ilişkilerin kurulmasının ön şartı olmaması gerektiğini ifade etmiş ve ön koşulsuz diplomatik ilişkilerin tesis edilmesini savunmuştur.

Normalleşme sürecindeki en önemli adım ise 10 Ekim 2009 tarihinde İsviçre'nin Zürih kentinde atılmıştır. Taraflar, "Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol" ile "İkili İlişkilerin Geliştirilmesine Dair Protokol" olmak üzere iki ayrı protokol imzalamıştır. Bu protokoller; diplomatik ilişkilerin kurulmasını, kara sınırının açılmasını ve iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi komşuluk ilkeleri çerçevesinde geliştirilmesini amaçlamaktaydı. Ancak protokoller hiçbir zaman yürürlüğe girememiştir. Türkiye'de onay süreci tamamlanamazken, Ermenistan 2010 yılında protokollerin parlamentodaki onay sürecini askıya almış, 2018 yılında ise protokolleri tamamen yürürlükten kaldırdığını açıklamıştır.

İkinci normalleşme süreci ise 2021 yılında başlamıştır. Bu süreçte belirleyici gelişme, 2020 yılında gerçekleşen İkinci Dağlık Karabağ Savaşı sonrasında bölgede ortaya çıkan yeni jeopolitik dengeler olmuştur. Taraflar özel temsilciler atamış, doğrudan temaslar yeniden başlamış ve normalleşme yönünde çeşitli güven artırıcı adımlar atılmıştır.

Bu dönemde Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın açıklamaları da önceki yıllara kıyasla daha dikkat çekici bir nitelik kazanmıştır. Özellikle 13 Mart 2025 tarihinde Türk gazetecilere verdiği röportajda Paşinyan, Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesini Ermenistan dış politikasının öncelikleri arasında gördüğünü ifade etmiş; diplomatik ilişkilerin kurulmasını desteklediğini, kara sınırının açılmasının her iki ülkeye ekonomik fayda sağlayacağını ve normalleşmenin yalnızca Türkiye ile Ermenistan açısından değil, tüm Güney Kafkasya'da barış ve istikrarın güçlenmesi bakımından da önemli olduğunu vurgulamıştır.

Dikkat çekici olan husus, son dönemde normalleşme tartışmalarının yalnızca diplomatik ilişkiler ekseninde yürümemesidir. Giderek daha fazla ticaret yolları, ulaştırma koridorları, lojistik bağlantılar ve bölgesel ekonomik entegrasyon ön plana çıkmaktadır. Bu durum, Türkiye-Ermenistan sınırının yeniden açılmasına ilişkin tartışmaların yalnızca siyasi değil, aynı zamanda güçlü bir jeoekonomik boyuta da sahip olduğunu göstermektedir.

2. Kapalı Bir Sınırın Ekonomik Maliyeti

Uluslararası ticaret literatüründe sınırlar yalnızca ülkeleri birbirinden ayıran siyasi çizgiler değildir. Aynı zamanda taşıma maliyetlerini artıran, teslim sürelerini uzatan, belirsizlik oluşturan ve firmaların dış pazarlara erişimini zorlaştıran ekonomik engellerdir. Bu nedenle bir sınırın kapalı olması yalnızca iki ülke arasındaki ticaret hacmini değil, bölgesel üretim ağlarını, yatırım kararlarını ve lojistik bağlantıları da doğrudan etkileyebilmektedir.

Kapalı sınırın ekonomik maliyeti yalnızca kamyonların daha uzun mesafe kat etmesinden ibaret değildir. Alternatif güzergâhların kullanılması; yakıt tüketiminin artmasına, teslim sürelerinin uzamasına, ilave gümrük işlemlerine ve lojistik belirsizliklerin çoğalmasına neden olmaktadır. Bu maliyetler, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından dış pazarlara erişimi zorlaştıran önemli unsurlar arasında yer almaktadır.

Türkiye-Ermenistan sınırı yaklaşık otuz yılı aşkın süredir kapalı olmasına rağmen iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler tamamen sona ermiş değildir. Ticaret, büyük ölçüde Gürcistan üzerinden dolaylı yollarla devam etmektedir. Dolayısıyla bugün tartışılması gereken temel soru, sınırın açılmasıyla ticaretin başlayıp başlamayacağı değil; mevcut ticaretin ne ölçüde daha düşük maliyetlerle gerçekleştirilebileceğidir. Dolayısıyla sınırın açılması yalnızca fiziksel bir geçiş noktası oluşturmayacak; aynı zamanda taşıma mesafelerini kısaltacak, lojistik süreçleri sadeleştirecek ve ticaretin daha düşük maliyetlerle gerçekleştirilmesine katkı sağlayacaktır.

Bununla birlikte, sınırın açılmasının otomatik olarak milyarlarca dolarlık yeni bir ticaret yaratacağını düşünmek de gerçekçi değildir.

2.1. Kapalı Sınır, Sıfır Ticaret Anlamına Gelmiyor

Türkiye ile Ermenistan arasındaki kara sınırının 1993 yılından bu yana kapalı olması, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin tamamen sona erdiği anlamına gelmemektedir. Doğrudan kara taşımacılığı mümkün olmasa da iki ülke arasındaki ticaret, ağırlıklı olarak üçüncü ülkeler üzerinden dolaylı biçimde devam etmektedir. Özellikle Gürcistan, iki ülke arasındaki ticaretin ve lojistik bağlantının sağlanmasında temel transit ülke konumundadır.

Şekil 1. Türkiye ile Ermenistan Arasındaki Doğrudan Ticaret (2013–2025)

Kaynak: TÜİK

Yaklaşık otuz yıldır kara sınırı kapalı olmasına rağmen iki ülke arasındaki ticaret tamamen sona ermemiştir. Grafik 1, doğrudan ticaret hacminin yıllar içinde dalgalanmakla birlikte devam ettiğini göstermektedir. Bu durum, ekonomik ilişkilerin tamamen kesilmediğini; ancak mevcut ticaretin daha yüksek maliyetlerle gerçekleştirildiğini düşündürmektedir.

4 Temmuz 2026 Cumartesi

Nearshoring Nedir?


Son yıllarda uluslararası ticarette en sık duyulan kavramlardan biri nearshoring oldu. Pandemi, jeopolitik gerilimler ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar, firmaların üretim stratejilerini yeniden gözden geçirmesine neden oldu. Bu dönüşümün merkezindeki kavramlardan biri de nearshoringdir.

Nearshoring Nedir?

Nearshoring, üretim faaliyetlerinin veya bazı iş süreçlerinin (hammadde ya da ara mal tedarik edilmesi vb.) uzak ülkeler yerine coğrafi olarak daha yakın ülkelere taşınması anlamına gelir.

Firmalar bu stratejiyi tercih ederek;

  • Teslimat sürelerini kısaltmayı,
  • Lojistik maliyetlerini azaltmayı,
  • Tedarik zinciri risklerini düşürmeyi,
  • Jeopolitik belirsizliklere karşı daha dayanıklı üretim ağları oluşturmayı amaçlar.

Nearshoring Neden Önem Kazandı?

Uzun yıllar boyunca birçok şirket üretimini düşük maliyet avantajı nedeniyle Uzak Doğu ülkelerine kaydırdı. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler bu yaklaşımın bazı dezavantajlarını ortaya çıkardı.

Özellikle;

  • COVID-19 pandemisi,
  • Küresel konteyner krizleri,
  • Rusya-Ukrayna Savaşı,
  • Kızıldeniz'de yaşanan güvenlik sorunları,
  • ABD-Çin ticaret gerilimleri,

uluslararası firmaların tedarik zincirlerini yeniden yapılandırmasına yol açtı.

Bu nedenle birçok şirket üretimini ana pazarlarına daha yakın ülkelere taşımaya başladı.

Türkiye Açısından Nearshoring

Türkiye, Avrupa pazarına yakın konumu, gelişmiş sanayi altyapısı ve güçlü lojistik bağlantıları sayesinde nearshoring sürecinden fayda sağlayabilecek ülkeler arasında gösterilmektedir.

Özellikle;

  • otomotiv,
  • tekstil ve hazır giyim,
  • beyaz eşya,
  • makine,
  • elektronik yan sanayi

gibi sektörlerde Türkiye'nin üretim kapasitesi önemli fırsatlar sunmaktadır.

Ancak bu potansiyelin tam anlamıyla değerlendirilebilmesi için yatırım ortamının güçlendirilmesi, üretim maliyetlerinin rekabetçi tutulması ve gümrük süreçlerinin etkinleştirilmesi önem taşımaktadır.

Sonuç

Nearshoring, yalnızca üretimin yer değiştirmesi anlamına gelmez. Aynı zamanda küresel tedarik zincirlerinin daha güvenli, daha kısa ve daha dayanıklı hale gelmesini hedefleyen yeni bir üretim anlayışını ifade eder. Önümüzdeki yıllarda bu kavramın uluslararası ticaret literatüründe ve politika tartışmalarında daha sık yer alması beklenmektedir.

Türkiye'de İhracat Artarken İthalat Neden Artıyor? TÜİK Verileriyle Bir Analiz

Haziran 2026 dış ticaret verileri bize ne söylüyor? Haziran 2026'da Türkiye'nin ihracatı geçen yılın aynı ayına göre %21,9 artarak ...