Türkler ve Ermeniler, yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada birlikte yaşamış iki halktır. Osmanlı Devleti döneminde Ermeniler için kullanılan Millet-i Sadıka (Sadık Millet) ifadesi, iki toplum arasındaki ilişkilerin uzun bir dönem boyunca istikrarlı bir şekilde sürdüğünü göstermesi bakımından önemlidir. Ancak 19. yüzyılın sonlarından itibaren yükselen milliyetçilik hareketleri, Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan tehcir ve savaş koşullarında meydana gelen trajik olaylar, iki toplum arasındaki ilişkilerin derin biçimde bozulmasına yol açmıştır.
Türk Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye ile Ermenistan arasında yaşanan askeri çatışmalar, 1920 yılında imzalanan Gümrü Antlaşması ile sona ermiş, daha sonra 1921 tarihli Moskova ve özellikle Kars Antlaşmaları ile Türkiye-Ermenistan sınırı bugünkü hukuki çerçevesine kavuşmuştur. Ermenistan'ın aynı yıl Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne (SSCB) katılmasıyla birlikte iki ülke arasındaki doğrudan ilişkiler uzun yıllar kesintiye uğramıştır.
Ermenistan, 1991 yılında SSCB'nin dağılmasıyla yeniden bağımsızlığını kazanmıştır. Türkiye, Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkeler arasında yer almıştır. Ancak kısa süre sonra patlak veren Birinci Dağlık Karabağ Savaşı sırasında Ermenistan'ın Azerbaycan'ın uluslararası alanda tanınan topraklarında ilerlemesi ve 1993 yılında Kelbecer'i kontrol altına almasının ardından Türkiye, Azerbaycan ile dayanışma politikası doğrultusunda Ermenistan ile olan kara sınırını kapatma kararı almıştır. Bu tarihten itibaren iki ülke arasında diplomatik ilişkiler tesis edilememiş, doğrudan kara ulaşımı dururken ekonomik ilişkiler ise büyük ölçüde üçüncü ülkeler üzerinden yürütülmeye başlanmıştır.
1.1 İlişkilerin Normalleştirilmesi Çabaları
Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik girişimler bugüne kadar iki temel dönemde yoğunlaşmıştır.
İlk normalleşme süreci, 2005 yılında dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'a gönderdiği mektupla başlamıştır. Erdoğan, mektubunda 1915 olaylarının ortak bir tarih komisyonu tarafından incelenmesini ve her iki ülkenin arşivlerinin araştırmacılara açılmasını önermiştir. Koçaryan ise buna karşılık, tarihî meselelerin çözümünün diplomatik ilişkilerin kurulmasının ön şartı olmaması gerektiğini ifade etmiş ve ön koşulsuz diplomatik ilişkilerin tesis edilmesini savunmuştur.
Normalleşme sürecindeki en önemli adım ise 10 Ekim 2009 tarihinde İsviçre'nin Zürih kentinde atılmıştır. Taraflar, "Diplomatik İlişkilerin Kurulmasına Dair Protokol" ile "İkili İlişkilerin Geliştirilmesine Dair Protokol" olmak üzere iki ayrı protokol imzalamıştır. Bu protokoller; diplomatik ilişkilerin kurulmasını, kara sınırının açılmasını ve iki ülke arasındaki ilişkilerin iyi komşuluk ilkeleri çerçevesinde geliştirilmesini amaçlamaktaydı. Ancak protokoller hiçbir zaman yürürlüğe girememiştir. Türkiye'de onay süreci tamamlanamazken, Ermenistan 2010 yılında protokollerin parlamentodaki onay sürecini askıya almış, 2018 yılında ise protokolleri tamamen yürürlükten kaldırdığını açıklamıştır.
İkinci normalleşme süreci ise 2021 yılında başlamıştır. Bu süreçte belirleyici gelişme, 2020 yılında gerçekleşen İkinci Dağlık Karabağ Savaşı sonrasında bölgede ortaya çıkan yeni jeopolitik dengeler olmuştur. Taraflar özel temsilciler atamış, doğrudan temaslar yeniden başlamış ve normalleşme yönünde çeşitli güven artırıcı adımlar atılmıştır.
Bu dönemde Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın açıklamaları da önceki yıllara kıyasla daha dikkat çekici bir nitelik kazanmıştır. Özellikle 13 Mart 2025 tarihinde Türk gazetecilere verdiği röportajda Paşinyan, Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesini Ermenistan dış politikasının öncelikleri arasında gördüğünü ifade etmiş; diplomatik ilişkilerin kurulmasını desteklediğini, kara sınırının açılmasının her iki ülkeye ekonomik fayda sağlayacağını ve normalleşmenin yalnızca Türkiye ile Ermenistan açısından değil, tüm Güney Kafkasya'da barış ve istikrarın güçlenmesi bakımından da önemli olduğunu vurgulamıştır.
Dikkat çekici olan husus, son dönemde normalleşme tartışmalarının yalnızca diplomatik ilişkiler ekseninde yürümemesidir. Giderek daha fazla ticaret yolları, ulaştırma koridorları, lojistik bağlantılar ve bölgesel ekonomik entegrasyon ön plana çıkmaktadır. Bu durum, Türkiye-Ermenistan sınırının yeniden açılmasına ilişkin tartışmaların yalnızca siyasi değil, aynı zamanda güçlü bir jeoekonomik boyuta da sahip olduğunu göstermektedir.
2. Kapalı Bir Sınırın Ekonomik Maliyeti
Uluslararası ticaret literatüründe sınırlar yalnızca ülkeleri birbirinden ayıran siyasi çizgiler değildir. Aynı zamanda taşıma maliyetlerini artıran, teslim sürelerini uzatan, belirsizlik oluşturan ve firmaların dış pazarlara erişimini zorlaştıran ekonomik engellerdir. Bu nedenle bir sınırın kapalı olması yalnızca iki ülke arasındaki ticaret hacmini değil, bölgesel üretim ağlarını, yatırım kararlarını ve lojistik bağlantıları da doğrudan etkileyebilmektedir.
Kapalı sınırın ekonomik maliyeti yalnızca kamyonların daha uzun mesafe kat etmesinden ibaret değildir. Alternatif güzergâhların kullanılması; yakıt tüketiminin artmasına, teslim sürelerinin uzamasına, ilave gümrük işlemlerine ve lojistik belirsizliklerin çoğalmasına neden olmaktadır. Bu maliyetler, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından dış pazarlara erişimi zorlaştıran önemli unsurlar arasında yer almaktadır.
Türkiye-Ermenistan sınırı yaklaşık otuz yılı aşkın süredir kapalı olmasına rağmen iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler tamamen sona ermiş değildir. Ticaret, büyük ölçüde Gürcistan üzerinden dolaylı yollarla devam etmektedir. Dolayısıyla bugün tartışılması gereken temel soru, sınırın açılmasıyla ticaretin başlayıp başlamayacağı değil; mevcut ticaretin ne ölçüde daha düşük maliyetlerle gerçekleştirilebileceğidir. Dolayısıyla sınırın açılması yalnızca fiziksel bir geçiş noktası oluşturmayacak; aynı zamanda taşıma mesafelerini kısaltacak, lojistik süreçleri sadeleştirecek ve ticaretin daha düşük maliyetlerle gerçekleştirilmesine katkı sağlayacaktır.
Bununla birlikte, sınırın açılmasının otomatik olarak milyarlarca dolarlık yeni bir ticaret yaratacağını düşünmek de gerçekçi değildir.
2.1. Kapalı Sınır, Sıfır Ticaret Anlamına Gelmiyor
Türkiye ile Ermenistan arasındaki kara sınırının 1993 yılından bu yana kapalı olması, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin tamamen sona erdiği anlamına gelmemektedir. Doğrudan kara taşımacılığı mümkün olmasa da iki ülke arasındaki ticaret, ağırlıklı olarak üçüncü ülkeler üzerinden dolaylı biçimde devam etmektedir. Özellikle Gürcistan, iki ülke arasındaki ticaretin ve lojistik bağlantının sağlanmasında temel transit ülke konumundadır.
Şekil 1. Türkiye ile Ermenistan Arasındaki Doğrudan Ticaret (2013–2025)
Kaynak: TÜİKYaklaşık otuz yıldır kara sınırı kapalı olmasına rağmen iki ülke arasındaki ticaret tamamen sona ermemiştir. Grafik 1, doğrudan ticaret hacminin yıllar içinde dalgalanmakla birlikte devam ettiğini göstermektedir. Bu durum, ekonomik ilişkilerin tamamen kesilmediğini; ancak mevcut ticaretin daha yüksek maliyetlerle gerçekleştirildiğini düşündürmektedir.
Ek Bilgi: 2023 yılında Türkiye’nin Ermenistan’a ihracatında görülen belirgin artış, genel ve kalıcı bir ticaret genişlemesinden ziyade belirli bir ürün grubundaki olağan dışı artıştan kaynaklanmaktadır. TÜİK verilerine göre 2023 yılında Türkiye’nin Ermenistan’a toplam ihracatı 22,6 milyon dolar olurken, bunun yaklaşık 20,9 milyon doları HS 87 kodlu motorlu kara taşıtları ve bunların aksam-parçaları faslından oluşmuştur. Bu nedenle 2023 yılı verisi yorumlanırken tek seferlik veya dönemsel ürün hareketlerinin etkisi dikkate alınmalıdır.
Her ne kadar resmî TÜİK dış ticaret istatistiklerinde doğrudan ticaret hacmi sınırlı görünse de, Ermenistan'ın açıkladığı ithalat verileri ile iki ülke arasındaki dolaylı ticaret dikkate alındığında ekonomik ilişkinin resmî verilerin işaret ettiğinden daha geniş olduğu anlaşılmaktadır. Resmî dış ticaret istatistiklerinde doğrudan ihracat ve ithalat rakamları sınırlı görünse de, üçüncü ülkeler üzerinden gerçekleştirilen yeniden ihracat (re-export) ve transit ticaret dikkate alındığında iki ekonomi arasındaki fiili ticaret hacminin resmî verilerin işaret ettiğinden daha yüksek olduğu değerlendirilmektedir.
Tablo 1. Türkiye ile Ermenistan Arasındaki Dolaylı Ticaret (2025)
Bu nedenle bugün tartışılması gereken temel soru, Türkiye ile Ermenistan arasında ticaretin başlayıp başlamayacağı değildir. Asıl soru, zaten farklı güzergâhlar üzerinden devam eden ticaretin sınırın açılması hâlinde ne ölçüde daha düşük maliyetlerle, daha kısa sürede ve daha öngörülebilir koşullarda gerçekleştirilebileceğidir.
Tarih boyunca ticaret yollarının değişmesi, yalnızca ulaşım güzergâhlarını değil, ticaret hacmini, üretim merkezlerini ve ekonomik ilişkileri de değiştirmiştir. İpek Yolu, Baharat Yolu ve günümüzdeki uluslararası ulaştırma koridorları bunun en önemli örnekleri arasında yer almaktadır. Türkiye-Ermenistan sınırının yeniden açılması da benzer şekilde Güney Kafkasya'nın ekonomik coğrafyasını etkileme potansiyeline sahiptir.
Her ne kadar ulaştırma teknolojileri önemli ölçüde gelişmiş olsa da coğrafi mesafe ve ulaşım altyapısı uluslararası ticaret üzerindeki belirleyici etkisini sürdürmektedir. Alternatif güzergâhların kullanılması taşıma maliyetlerini artırırken, doğrudan bağlantılar firmaların rekabet gücünü desteklemektedir.
Nitekim Zangezur koridorunun açılmasının olası etkisini analiz eden Ateş (2025) çalışmasında, ulaştırma koridorlarının kısalmasının Türkiye'nin bölge ülkeleriyle ticaretini artırma potansiyeline sahip olduğu gösterilmiştir. Benzer şekilde Türkiye-Ermenistan kara sınırının yeniden açılması da öncelikle ulaştırma maliyetlerini azaltarak ekonomik etkileşimi güçlendirebilir.
Türkiye-Ermenistan sınırının açılmasına ilişkin tartışmalarda çoğu zaman ticaret hacmindeki olası artış ön plana çıkarılmaktadır. Oysa ekonomik açıdan ilk ve en belirgin etki, ticaret hacminden önce ticaret maliyetlerinde ortaya çıkacaktır. Çünkü mevcut durumda iki ülke arasındaki ticaret büyük ölçüde üçüncü ülkeler üzerinden gerçekleştirildiğinden, firmalar daha uzun güzergâhlar kullanmakta, ilave sınır geçişleri yapmakta ve daha karmaşık lojistik süreçlerle karşı karşıya kalmaktadır.
Taşıma maliyetleri
Doğrudan kara bağlantısının bulunmaması, taşıma mesafesini uzatmakta ve buna bağlı olarak yakıt, araç amortismanı ve personel maliyetlerini artırmaktadır. Özellikle karayolu taşımacılığında mesafenin uzaması, birim taşıma maliyetinin yükselmesine neden olmaktadır.
Teslim süreleri
Dolaylı güzergâhların kullanılması yalnızca maliyetleri değil, teslim sürelerini de uzatmaktadır. Uluslararası ticarette teslim süresinin uzaması, stok maliyetlerinin artmasına ve özellikle zaman duyarlı ürünlerde rekabet gücünün azalmasına yol açabilmektedir.
Lojistik belirsizlik
İlave transit geçişleri, farklı gümrük idareleriyle işlem yapılmasını gerektirmekte ve taşımacılık sürecindeki belirsizlikleri artırmaktadır. Bu durum firmaların planlama yapmasını güçleştirirken, uluslararası tedarik zincirlerinin etkinliğini de olumsuz etkileyebilmektedir.
Şekil 2. Mevcut Lojistik Güzergâh ile Olası Doğrudan Güzergâhın Karşılaştırılması
Dolayısıyla sınırın açılmasının ekonomik etkisi yalnızca iki ülke arasındaki ticaret hacmindeki artışla ölçülmemelidir. Daha düşük taşıma maliyetleri, daha kısa teslim süreleri ve daha öngörülebilir lojistik süreçler, mevcut ticaretin daha verimli şekilde gerçekleştirilmesini sağlayarak firmaların rekabet gücünü artırabilir. Başka bir ifadeyle, sınırın açılması yeni bir ticaret yaratmaktan önce mevcut ticaretin daha düşük maliyetlerle yapılmasını mümkün kılacaktır.
3. Sınırın Açılmasının Muhtemel Ekonomik Etkileri
Türkiye ile Ermenistan arasındaki kara sınırının yeniden açılması, uzun yıllardır yalnızca diplomatik ve siyasi boyutlarıyla tartışılan bir konu olmuştur. Ancak sınırın yeniden işler hâle gelmesi, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler açısından da önemli sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir. Bununla birlikte, sınırın açılmasının kısa vadede iki ülke arasındaki ticaret hacmini birkaç kat artıracağını söylemek gerçekçi olmayacaktır. Çünkü iki ülke arasındaki ticaret tamamen durmuş değildir; aksine üçüncü ülkeler üzerinden farklı güzergâhlar kullanılarak devam etmektedir.
Bu nedenle sınırın açılmasının ilk etkisinin ticaret hacminden ziyade ticaretin gerçekleştirilme biçiminde ortaya çıkması beklenmektedir. Doğrudan kara bağlantısının kurulmasıyla birlikte taşıma maliyetlerinin azalması, teslim sürelerinin kısalması ve lojistik süreçlerin sadeleşmesi, firmaların uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırabilecek başlıca unsurlar arasında yer almaktadır.
3.1. Ticaret Maliyetlerinin Azalması
Türkiye ile Ermenistan arasındaki mevcut ticaret büyük ölçüde Gürcistan üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu durum, firmaların daha uzun güzergâhlar kullanmasına, ilave sınır geçişleri yapmasına ve daha karmaşık lojistik süreçlerle karşılaşmasına neden olmaktadır. Kara sınırının yeniden açılması hâlinde doğrudan ulaşımın mümkün olması, taşıma mesafesini azaltarak yakıt tüketimi, araç kullanım maliyetleri ve teslim süreleri üzerinde olumlu etkiler yaratabilir.
Uluslararası ticarette taşıma maliyetleri yalnızca nakliye ücretlerinden ibaret değildir. Uzayan teslim süreleri stok maliyetlerini artırırken, transit geçişlerde yaşanabilecek gecikmeler tedarik zincirlerinin etkinliğini de olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle sınırın açılması, mevcut ticaretin daha düşük maliyetlerle ve daha öngörülebilir koşullarda gerçekleştirilmesine katkı sağlayabilir.
3.2. İkili Ticaret Hacmi Üzerindeki Muhtemel Etkiler
Lojistik maliyetlerin azalması ve doğrudan kara bağlantısının kurulması, orta ve uzun vadede Türkiye ile Ermenistan arasındaki ticaret hacmini olumlu yönde etkileyebilir. Özellikle taşıma maliyetlerinin toplam maliyet içerisindeki payının yüksek olduğu sektörlerde firmaların rekabet gücünün artması beklenebilir.
Bununla birlikte, sınırın açılmasının tek başına ticaret hacminde büyük bir sıçrama yaratacağını söylemek doğru olmayacaktır. Ticaret hacminin artışı; ülkelerin üretim yapısı, tüketici tercihleri, gümrük uygulamaları, siyasi ilişkiler ve özel sektörün karşılıklı yatırım kararları gibi birçok faktöre bağlıdır. Dolayısıyla sınırın açılması, ekonomik ilişkilerin gelişmesi için önemli bir ön koşul olmakla birlikte tek başına yeterli değildir.
3.3. Doğu Anadolu Bölgesi İçin Yeni Fırsatlar
Kara sınırının yeniden açılması, yalnızca Türkiye ile Ermenistan arasındaki ticareti değil, Türkiye'nin doğu sınırındaki illeri de ekonomik açıdan etkileyebilir. Özellikle Kars ve Iğdır başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesi'nde lojistik faaliyetlerin artması, gümrük hizmetlerinin gelişmesi ve sınır ticaretinin canlanması mümkün olabilir.
Bunun yanı sıra taşımacılık, depolama, lojistik, konaklama ve diğer hizmet sektörlerinde yeni ekonomik faaliyetlerin ortaya çıkması bölgesel kalkınmaya katkı sağlayabilir. Bununla birlikte bu potansiyelin gerçekleşebilmesi için yalnızca sınırın açılması yeterli olmayıp, ulaştırma altyapısının güçlendirilmesi ve sınır kapılarının modernizasyonu gibi tamamlayıcı yatırımların da hayata geçirilmesi gerekmektedir.
3.4. Bölgesel Ekonomik Entegrasyona Katkı
Türkiye ile Ermenistan arasındaki kara sınırının yeniden açılması yalnızca iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri değil, Güney Kafkasya'daki bölgesel ekonomik entegrasyonu da etkileyebilir. Son yıllarda bölgesel ulaştırma koridorları ve bağlantısallık (connectivity) kavramı uluslararası ticaret açısından giderek daha fazla önem kazanmaktadır.
Doğrudan kara bağlantısının yeniden kurulması, mevcut ulaştırma ağlarının çeşitlenmesine katkı sağlayabilir ve bölgesel ticaretin daha esnek bir yapıya kavuşmasına yardımcı olabilir. Bu durum, özellikle farklı ulaştırma koridorlarının birbirini tamamlayıcı şekilde kullanılmasına olanak sağlayarak bölgesel ekonomik iş birliğini destekleyebilir.
Genel olarak değerlendirildiğinde, Türkiye ile Ermenistan arasındaki kara sınırının yeniden açılması kısa vadede ticaret hacminde yüksek artışlar yaratmayabilir. Ancak daha düşük lojistik maliyetleri, daha kısa teslim süreleri ve daha öngörülebilir ticaret süreçleri sayesinde mevcut ticaretin daha verimli gerçekleştirilmesine önemli katkılar sağlayabilir. Bu nedenle sınırın açılmasının ekonomik etkisi yalnızca ticaret hacmindeki olası artış üzerinden değil, ticaret maliyetlerinin azaltılması, lojistik verimliliğin artırılması ve bölgesel ekonomik entegrasyonun güçlendirilmesi çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Ayrıca sınırın açılması her sektör için aynı ölçüde ekonomik fayda yaratmayabilir. Taşıma maliyetlerinin toplam maliyet içerisindeki payı yüksek olan sektörlerin daha fazla avantaj elde etmesi beklenirken, lojistik maliyetlerin sınırlı olduğu sektörlerde etkinin daha düşük kalması mümkündür.
Politika Önerileri
Türkiye-Ermenistan sınırının yeniden açılması durumunda ekonomik kazanımların en üst düzeye çıkarılabilmesi için aşağıdaki hususlar önem taşımaktadır.
• Alican Sınır Kapısı'nın modernizasyonu
• Demiryolu hattının yeniden işler hale getirilmesi
• Dijital gümrük uygulamalarının yaygınlaştırılması
• Sınır illerinde lojistik merkezlerinin kurulması
• İş dünyası arasında kurumsal temasların artırılması
• Ticaret ve yatırım mevzuatının sadeleştirilmesi
Sonuç
Türkiye-Ermenistan kara sınırının otuz yılı aşkın süredir kapalı olması, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin tamamen sona erdiği anlamına gelmemektedir. Doğrudan ticaret verileri düşük hacimli de olsa ticaretin sürdüğünü gösterirken, Türkiye ve Ermenistan’ın açıkladığı dış ticaret istatistikleri arasındaki farklar, üçüncü ülkeler üzerinden gerçekleşen ticaretin ve raporlama farklılıklarının dikkate alınması gerektiğine işaret etmektedir.
Bu nedenle sınırın yeniden açılması tartışılırken yalnızca “ne kadar yeni ticaret yaratılır?” sorusuna odaklanmak yeterli değildir. Ekonomik açıdan asıl mesele, hâlihazırda farklı güzergâhlar üzerinden devam eden ticaretin hangi maliyetlerle gerçekleştirildiğidir. Bugün Gürcistan üzerinden yürüyen dolaylı ticaret; taşıma maliyetlerini artırmakta, teslim sürelerini uzatmakta ve firmaların lojistik planlamasını zorlaştırmaktadır.
Bu çerçevede kara sınırının açılması, kısa vadede ticaret hacminde büyük sıçramalar yaratmasa bile mevcut ticaretin daha düşük maliyetlerle, daha hızlı ve daha öngörülebilir biçimde yapılmasına katkı sağlayabilir. Ancak bu potansiyelin gerçekleşmesi; siyasi ilişkilerin istikrarına, gümrük ve ulaştırma altyapısının güçlendirilmesine, özel sektörün sürece katılımına ve tamamlayıcı politika adımlarına bağlı olacaktır.
Sonuç olarak, Türkiye-Ermenistan sınırı yalnızca diplomatik bir mesele değil, aynı zamanda ticaret maliyetleri, lojistik verimlilik, Doğu Anadolu’nun ekonomik canlılığı ve Güney Kafkasya’nın bölgesel bağlantısallığı açısından da önemli bir konudur. Bu nedenle temel soru, sınırın açılmasıyla ticaretin başlayıp başlamayacağı değil; mevcut ticaretin ne ölçüde daha etkin, daha hızlı ve daha düşük maliyetli hâle gelebileceğidir.
Yararlanılan Kaynaklar
Ateş, E. (2025). The potential effects of the Zangezur Corridor on Türkiye’s foreign trade. Gazi İktisat Ve İşletme Dergisi, 11(2), 148-161. https://doi.org/10.30855/gjeb.2025.11.2.004
TÜİK Web sitesi
UNCTAD Web sitesi



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder